Aşı Denen Şey Korur mu?

16/11/2009 · Kategori: Bilmediklerimiz

 

Aşı Denen Şey Korur mu?

Dr. G. Buckwald’a göre: Herhangi bir aşının (Domuz gribi aşısı da dahil) hastalıklara karşı koruyucu olduğunu ispat eden herhangi bir veri yoktur. Yani hiçbir aşı korumaz. Aksine her aşı bağışıklık sistemine karşı açılan bir savaş, büyük hastalıklara hatta ölüme açılan bir kapıdır.

Peki Bu Israrın Sebebi Ne?

Günümüzde bütün aşıların üretiminde genetik klonlama ve rekombinant DNA teknolojisi kullanılmaktadır. Kullanılacak DNA parçası, maymun ve domuz da dahil olmak üzere herhangi bir organizmadan alınabilir. DNA parçasında genleri manipüle edilir ve bu şekilde rekombine edilmiş DNA parçası aşılarda kullanılır. Aşılardaki  Rekombinant DNA insan DNA’sına ’sıçramakta’ ve kalıcı olarak yerleşmekte, özelliklerini değiştirmekte ve bozmaktadır.

Ayrıca aşı üretiminde, tavuk embriyosu, tavşan beyin hücresi, maymun böbrek hücresi, buzağı ve domuz doku hücresi kullanılmakta ve bu dokuların hücre ve proteinleri aşının içeriğinde kalmaktadır. Bu doku kalıntıları çeşitli virüsler ve kanser hücreleri taşıyabilir. Bu şekilde kanser ve benzeri ağır hastalıklar aşılar vasıtasıyla yayılabilir.

Maymunlaşmak ve Domuzlaşmak!

Aşı, enjeksiyon, ağız, burun, vajina mukozası veya genetiği degiştirilmiş besinler yolu ile hücre çekirdeğine ulaşmakta, yumurta ve sperm hücreleri dahil hücre genomuna yerleşmektedir. Tavuk, buzağı, tavşan, maymun ve domuz DNA’sı aşı ile kalıcı olarak insan genomuna karışmaktadır. Bu demektir ki insan, tavuklaşacak, sığırlaşacak,  tavşanlaşacak, maymunlaşacak veya domuzlaşacak ve gelecek nesilde bu hayvanların fiziksel ve ruhsal özellikleri gibi fenotipik değişiklikler görünür hale gelecektir. Kur-an’ı Kerim’de Maide Suresi 60. ayette bu durum şu şekilde bildirilmiştir:

De ki: “Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size haber vereyim mi? Onlar, Allah’ın lanetlediği ve gazabına uğrattığı, içlerinden maymunlar ve domuzlar çıkardığı kimseler ile şeytanlara tapan kimselerdir. İşte bunların yeri daha kötüdür ve onlar doğru yoldan daha çok sapmışlardır.”

Kaynak

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

İncelik

5/11/2009 · Kategori: Hikayeler




Ebû Hanîfe Hazretleri’nin bir mecûsîde malı vardı. Onu istemek üzere mecûsînin evine gitti. Evin kapısına gelince ayakkabısına bir pislik bulaştı. Ayakkabısını silkelediğinde pislik mecûsînin evinin duvarına sıçradı. Şaşıran ve ne yapması gerektiğine bir türlü karar veremeyen Ebû Hanîfe Hazretleri kendi kendine şöyle dedi:

“–Eğer pisliği bu hâlde bıraksam, mecûsînin evinin duvarının çirkin görünmesine sebep olacağım. Yok oradan kazısam, bu sefer de duvarın toprak sıvası dökülecek!”

Derken kapıyı çaldı, bir hizmetçi çıkınca ona:

“–Efendine; «Ebû Hanîfe kapıda bekliyor.» diye haber ver!” dedi.

Bunun üzerine adam kapıya çıktı ve Ebû Hanîfe’nin malını isteyeceğini zannederek özür dilemeye başladı.

Ebû Hanîfe ise:

“–Şu anda bu önemli değil.” dedi ve duvarın durumunu anlattı.

“–Bu duvarı nasıl temizleyebilirim.” dedi.

Bu incelik ve âlicenaplık karşısında son derece duygulanan mecûsî:

“–Ben önce nefsimi temizleyerek işe başlayayım!” dedi ve o anda müslüman oldu.


İşte Ebû Hanîfe Hazretleri, bu kadar küçük bir meselede mecûsîye zulmetmekten çekindiği ve bundan dolayı ondaki malını ona bıraktığı için mecûsî îmâna geldi. Düşünmek gerekir ki; zulüm ve haksızlıktan bu kadar titizlikle çekinen bir mü’minin Allah katındaki izzet ve mükâfâtı nasıl olur?

Alıntı

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

İhtilâf Ve Tefrika Baş Gösterince

14/10/2009 · Kategori: Bilmediklerimiz


Peygamberimiz, Ümmeti içinde ihtilâf ve tefrika baş gösterince Sevad-ı Âzam'a tâbi olmamızı öğütlemiştir.

 

Kur'ân'a, Sünnet'e, icmâ-i ümmete, cumhur-i ulemâya tâbi olan büyük cemaattir.

Gerçek müctehid imamlardır, gerçek büyük fukahadır, gerçek müfessirler, gerçek muhaddisler, gerçek ulemâdır.

 

Bunlara niçin güveniriz?.. Çünkü onlar kopuksuz sahih silsilelerle Peygamber Efendimize bağlıdırlar. Çünkü onların icazeti vardır.

Bugün İslâm dünyasında Kur'ân, Sünnet,İcmâ-i Ümmet ehli ile en fazla tartışan, çekişen, münakaşa eden tâife kendilerine Selefî adına takmış fırkadır. Bunlar homojen değildir, bir yığın şubeye, alt-fırkaya ayrılmışlardır.

Bunların çoğunluğu Muhammed ibn Abdilvehhab'ı imam, din önderi, rehber ve kılavuz olarak kabul eder.

 

Tamamı


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Kadınların Evden Dışarı Çıkmaları

6/10/2009 · Kategori: Hicab

 

Hz. Ali; Nehcü’l Belağa’dan (Hz. Hasan’a vasiyetnâme)

“Sakın kadınlarla istişare etme; onların reyleri zayıf, azimleri ise gevşektir. Onların yabancılarla muâşeret etmelerini önlemekle gözlerini nâmahremlere kapat. Çünkü hicap arkasında konuşmaları, hem senin için hem de onlar için daha iyidir. Onların evden dışarı çıkmaları, güvenilmeyen kimseleri eve sokmandan daha kötü değildir. Onların senden başka bir kimseyi tanımamalarını başarabilirsen öyle yap.

Onları güçlerini aşacak bir işe koşturma; bu onların hâli için daha uygundur, onların huzurunu daha iyi korur, kalplerini daha çok rahatlatır, güzelliklerini daha da sürekli kılar. Çünkü kadın çiçektir, kahraman değildir. Kadını kendi yüceliğinden başka bir yüceliğe yüceltme; onu kendisinden başkasına şefaatçi etme; böyle yaptığın takdirde onun hedefi uğrunda sana buğzeder.”  

{Her Yer Kerbelâ; Kapı Yayınları–2008; Sadık Yalsızuçanlar} Alıntı


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Kâinatın Efendisi’ne "HAZRET" demeyenler...

30/9/2009 · Kategori: Resulullah sav



Ahmet Mahmut Ünlü Hocamız, (Cübbeli Ahmet Hoca) dergimizin geçen sayısındaki yazısında Mustafa İslamoğlu’nun yanlışlarıyla ilgili mühim bilgiler verdi. İslamoğlu hakkında benim de söyleyeceklerim var. Hatta vereceğim bilgiler içinde birisi var ki, orijinali sadece bende var, Türkiye’de benden başka da kimsede yok…




Bu bilginin ne olduğunu merak edeceğinizi biliyorum. Ama zaten belgesiyle göreceğinize ve nasıl olsa eninde-sonunda öğreneceğinize göre aceleye lüzum yok. Zaten o kadar da mühim bir şey değil.
Bunun ne olduğunu İslamoğlu’nun yakın çevresinin merak edeceğini de biliyorum. Ârifan’ı dikkatle takip ettikleri için yakında onlar da göreceklerdir zaten.
Öyle tahmin ediyorum ki, neyi kastettiğimi İslamoğlu kendisi de bilir. Onun için o da acele etmesin. Kendisi hakkındaki itiraz edemeyeceği o hüküm cümlelerini nasıl olsa bu dergide o da okuyacak. O bilgiye Hilal Televizyonu seyircileri de ulaşınca, kendilerinin kandırıldığını anlayacaklar.
İşte o zaman “Takke düştü kel göründü” olacak, İslamoğlu’nun saçının ak mı kara mı olduğunu herkes görecek. Biliyorum, şimdiden “Kelimiz yok ki gocunalım. Ne biliyorsa söylesin” diyerek etrafını da oyalayacak kendisi de oyalanacaktır ama varsın oyalanadursun. Ben şimdilik kendisine, “Temetta’ bikavlike galîlen” diyorum…
Bu kısa önsözden sonra yavaş yavaş esas konumuza girelim…
İslamoğlu’nun kaleme aldığı kitaplardan birisinin ismi şöyle: ÜÇ MUHAMMED. Muhammed diye kasdettiği de sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem)…
Lütfen kitabın ismine dikkat! Peygamberimiz’in isminin yanında “Hazret” kelimesi olmadığı gibi hürmet ifade eden başka bir kelime de yok. İslamoğlu, işte bu isimdeki bir kitapla müslümanlara Peygamberimiz (Sallallâhü Aleyhi ve Sellem) hakkında nizâmât vermeye çalışıyor. Nizâmât da demiyelim de, Müslümanlara şekil vermeye çalışıyor diyelim. Yani kendine göre bir şekil… Tamamı

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

ÇARŞAFIN HÜKMÜ NEDİR?

25/9/2009 · Kategori: Hicab


ÇARŞAFIN HÜKMÜ NEDİR? @ Yahoo! Video

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Allah (c.c) Korkusu

10/9/2009 · Kategori: Sohbetler

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Allah Hıristiyanlık diye bir din indirmiş midir?

4/9/2009 · Kategori: Dusunduren



Ebubekir Sifil:
 Hayır Asla! Allah Teâlâ Hz. Musa’ya da, Hz. İsa’ya da İslam ve Tevhid dinini indirmiştir. Onların tebliğle mükellef oldukları da İslam’dır. Yahudilik Hz. Musa’dan yüzyıllar sonra, Hıristiyanlık ise Hz. İsa terk-i dünya ettikten 20-30 yıl sonra ortaya çıkmış, uydurma dinlerdir. Birinin kurucusu Yahudi bir adamdır. Hıristiyanlığın kurucusu ise Pavlos Kristilojosidir. Yani Yahudilik ve Hıristiyanlık hak din değil, Kur’an tarafından tanınan bir din değil, Peygamberlerin tebliğ ettikleri dinler değildir. Sonradan bu hak dinin tahrif edilmesiyle ortaya çıkmıştır. Bazen bizim dinler tarihi kitaplarımızda rastlanır. Konu ile ilgili yazanlar, çizenler söyler, işte “Hak Hıristiyanlık, hak Yahudilik”, diye. Böyle bir şey yok. Hıristiyanlık Pavlos’un ortaya attığı bir din. İsa (A.S) ile hiçbir bağlantısı, alakası yok.

Dolayısı ile konuya dönersek, İbrahim (a.s)’a aidiyet ilişkisi münhasıran Müslümanlardadır. Kur’an’da birçok ayette de bu vurgulanmıştır. ‘İbrahim Yahudi değildi, Hıristiyan değildi tam aksine hanif bir mümindi, Müşrikte değildi.’ Şimdi peki dinler arası diyalog kavramının önümüze çıkardığı İbrahimî dinler kavramını nereye koyacağız. Şimdi ağzını açan insanlar “3 semavi din, 3 ilahi din” diye konuşmaya başlıyorlar. Bu Müslüman’ın kendi sahih, itikad ve dini zeminini bozuyor.

Tamamı ve Kaynak

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Müslümanlar Hiçbir Zaman Son 150 Yılda Yaptıkları Kadar İslam Ta

3/9/2009 · Kategori: Dusunduren


Örneğin Hz. Ebubekir'in seçilmesine bakın. Ümmetin ileri gelenleri bir araya geliyor ve Halifeyi seçiyor. Ümmetin büyük bir çoğunluğunun bundan haberi bile yok. 3 kişi oturmuş ve bu 3 kişiden birisi Ümmete halife olmuş.

Ama bunlar ehlü’l-hall ve’l-akd dediğimiz, yani ümmet adına iş görebilme yetkisine sahip, ümmetin ileri gelenleriydi. Bunun için onların beyat ettiği kişi halife oluyordu. Hz. Ebubekir kendisinden sonra Hz. Ömer'i tayin etmiştir. Tavsiye etmiştir. “Benden sonra ona beyat edin” demiştir. Burada da seçim yok, demokrasi yok. Hz. Ömer kendisinden sonra yönetimi 6 kişilik bir şuraya devretmiştir. Burada da bir demokrasi yok. Saltanata daha yakın şeyler.

Bu örneği neden veriyorum?  Demokrasi kötüdür, saltanat iyidir diye değil. Biz kendimize ait kavramlarla düşünmeyi terk ettiğimiz andan itibaren Saltanat’a bir lanet anlamı yükledik. Saltanat kötüdür dedik, demokrasi iyidir dedik.  Bu bizdeki bir düşünce kırılmasının sonucudur. Ve sadece bu alana münhasır değildir. Bizim ulemamızın usul sistemine bakın. Kur’ân’dan, sistemden hüküm çıkarma sistemine bakın. Bugün İslam dünyasında bu usul sistemi adeta beğenilmiyor “bunun yerine daha farklı hüküm çıkarma metodları bulabilir miyiz?” deniliyor. Mesele ne?... Mesele bizim batılı değerlerle, batının anlayışı ile ve değer yargılarıyla çatışma teşkil etmeyecek bir dünya özlemimiz. Bu özlem her şeyin önüne geçmiş durumda. Batıyla çatışmayan, uyum sağlayan bir hayat tarzı, bir din, gelenek, bir siyaset biçimi. “Batıyla çatışmayalım” deniliyor neden? Dr. Ebubekir Sifil

Tamamı

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Reform Ne Demektir?

1/9/2009 · Kategori: Bilmediklerimiz


ONDOKUZUNCU asırdan bu yana İslâm dünyasında reformcular, reform

hareketleri görülmüştür. Reform ne demektir? İslâm ın, Kur ân ın,

Muhammedî risalet ve davetin Sünnî anlayışının beğenilmemesi, yeni

yorumların getirilmesidir.

Birkaç reformcuya bakalım.



Cemalüddin Afganî.Bu zat Ehl-i Sünnetin Kitab, Sünnet,icmâ-i ümmet ve

kıyas-ı fukaha edille-i erbaasını beğenmemiş ve ictihadı yaygın hale

getirmek istemiştir. Peki bu Afganî örnek bir Müslüman mıdır?Kur ân a,

Sünnete, İslâm ahlâkına ve bilgeliğine uygun bir hayat sürmüş müdür?

Hayır, sürmemiştir. İslâm ile uzlaşması ve uyuşması mümkün olmayan

Masonluğa (hem de onun ateist şubesine) girmiştir. Coğrafî ve mezhebî

kimliğini gizlemiş, İranlı ve Şiî olmasına rağmen taqiyye yaparak Afgan

ve Sünnî görünmüştür. Afganî bir aktivist ve teröristtir.

 

 

Musa Carullah Bigiyef. Şeyhülislâm Mustafa Sabri efendi bu zatı tenkit

eden bir kitap yazmıştır. Bigiyef, Afganî kadar meşhur ve etkili

olamamıştır. Getirdiği yeni fikirler çürütülmüştür, büyük bir kabul

görmemiştir.

Pakistanlı Fazlurrahman. Bu zat, Kur ân ın ve

İslâm ın yorumunda tarihsellik tezini ileriye sürmüştür. Binden fazla

Pakistanlı ulemânın, fukahanın, müftünün protestoları karşısında

ülkesini terk etmiş ve ABD ye gitmiştir. Babasının tesirinde kalan oğlu Hıristiyanlığa geçmiş ve papaz olmuştur.

Üç örnek yeter...

Şimdi Türkiye de birtakım ilâhiyatçılar ve İslâmcılar klâsik ve

geleneksel Sünnî anlayışı ve yorumu bırakarak reformcuların peşinden

gitmemizi istiyorlar.

Bir tarafta cumhur-i ulemâ var, öbür

tarafta azınlıkta kalmış birkaç reformcu. Cumhur-i ulemâyı bırakıp da

azınlığa tâbi olmamız, Resulullah Efendimizin "Ümmet içinde tefrika

zuhur ederse siz sevad-ı a zama tâbi olunuz" emrine aykırı olmaz mı?

Büyük Gazalî yi, İmamı Şaranî yi, İmamı Süyutî yi, İmamı Rabbanî yi,

Halid-i Bağdadî yi bırakıp da niçin Afganî nin, Fazlurrahman ın

peşinden gitmeliymişiz?
Bu tavsiyenin tutarlı ve sağlam gerekçeleri var

mıdır?

Bu iki zümrenin hangisi Peygamberin yolundan

gitmiştir? Hangisi Peygamber gibi dosdoğru namaz kılmıştır? Hangisi

ahlâk, fazilet ve hikmet bakımından Peygamberin has öğrencisi olmuştur?

Herhalde Afganî ler ve Fazlurrahman lar değil... Bütün İslâm tarihi

boyunca, Hulefa-i Râşidîn devrinden sonra İslâm ın en başarılı

uygulaması Osmanlı devlet-i islâmiyesi olmuştur. Osmanlılar bu başarıya

reformculukla, dinde yenilik ve değişiklik yaparak mı nâil olmuşlardır,

yoksa geleneksel Ehl-i Sünnet ve Cemaat İslâmlığına sımsıkı bağlı

kalarak mı? Tamamı


Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::

Blog Widget by LinkWithin